ATİB-KORNWESTHEİM

Türkisch Deutscher Kultur und Sport Verein e.V

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Start Duyurular

Türkce ve Tarih Dersleri

e-Posta Yazdır PDF

Velilerle Bir Sohbet: 

                             H A L İ M İ Z - Ç A R E M İ Z – YAPMAK İSTEDİKLERİMİZ  

          Sevgili anneler, babalar, sizleri, çocuklarımız ve verdiğimiz dersler hakkında bilgilendirmek istiyorum.  Giriş: “ E y   İ n s a n   N e r e y e ? ” (TEKVİR SURESİ MEÂLİ)  

1-     Güneş katlanıp dürüldüğünde,

2-     Yıldızlar bulandığında,

3-     Dağlar yürütüldüğünde,

4-     Kıyılmaz mallar bırakıldığında,

5-     Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,

6-     Denizler ateşlendiğinde,

7-     Nefisler eşleştirildiğinde, 

10-   Amel defterleri açıldığında,

11-   Gök yarıldığında,

12-   Cehennem kızıştırıldığında,

13-   Ve cennet yaklaştırıldığında,

14-   Herkes ne getirmiş olduğunu anlar. 

26-   Hâl böyle iken,  s i z   n e r e y e   g i d i y o r s u n u z ?   HALİMİZ: Perişan! 

Bazı misaller vereyim:

      Ana Fatma, baba Mehmet, kendisi Özlem… Türkçe konuşmuyor; konuşmak istemiyor.

     Ana Hayriye, baba Mustafa, kendisi Murat… Türkçe konuşamıyor; belki biraz anlıyor.

     Ana Güllü, baba Ali, kendisi Umut… Kılığından kıyafetinden, saçından başından, oturuşundan kalkışından, tavrından davranışından Türklüğü belli olmuyor. 

     Ana Monika, baba Hasan, kendi Ayşe Elke. Her hâli ile Alman; adını bile diyemiyor.

     Ana Lâle, baba Hans, kendisi Mark… Tamamen Alman; anasının adından başka bildiği Türkçe kelime yok.

     Öğretmenlik yaptığım sırada bir delikanlı, “Hocam sana yeğenlerimi getirdim.” diyerek, iki sevimli çocuk getirdi. Saçlarının sarılığından, tanışmak için sorduğum sorular karşısında, cevap veremeyip, yardım ister gibi gence bakışlarından, bir taraflarının yabancı olduğunu tahmin ettim ve getirene sordum: “Bunların anaları mı Alman, babaları mı?”  İkisi de Türk’müş(!)

     1957’de Almanya’ya gelmiş, burada evlenmiş bir DP milletvekilinin oğlu ile tanıştırdılar. Gencin adı da soyadı da Türkçe.. Ama kendisi tek kelime Türkçe bilmiyor. Aynı şehirde oturuyoruz. Kaldığım semti söyleyince – Almanca olarak – “ha, ben orada köpeğimi gezdiririm.” dedi. Vekilin oğlu, milletinin dilini bilmediği gibi, edebini de bilmiyor.  Çocuklarımızın Duygu ve Anlayış Dünyası Üzerine Düşünmeye Davet  Hâkim Avrupa kültürü gölgesindeki yeni Türk toplumunda ne nasıl şekilleniyor? Biz bunların neresine nasıl müdahale edebiliriz? Çocuklarımızda ne nasıldır? 

Ø  Ahlâk anlayışı

Ø  Aile anlayışı, ana, baba, hısım, akraba ve diğer büyüklere davranışı

Ø  Arkadaşlık anlayışı; feragat, fedakârlık, diğerkâmlık duygusu

Ø  Çevresine bakışı; evde, okulda, sokakta ve topluluk içerisindeki davranışları

Ø  Devlet-millet anlayışı ve millî kültür değerlerine bakışı

Ø  Dili

Ø  Din anlayışı

Ø  Hayat anlayışı, gelecekle ilgili düşüncesi

Ø  Helal-haram anlayışı

Ø  Müzik zevki ve diğer zevkleriØ  Namus anlayışı

Ø  Örf ve âdetlere bakışı 

ÇAREMİZ: Tarih Şuuru Kazandırmak ve Ailelerin Direnmesi  Tarihi öğrenmek, aklî, insanî, dinî bir vecibedir. Biz gökten düşmedik; yerden de bitmedik; bizden önce yaşayan Türklerin torunlarıyız. Şahıs olarak da, millet olarak da huyumuz, ahlâkımız, âdetimiz, inancımız onlardan geçmiştir. Hem kendimizi, hem de milletimizi tanımak için tarihimizi, yani atalarımızın yaşayışını iyi bilmeliyiz.  Kur’an-ı Kerim’de geçmiş kavimler anlatılır ve ibret almamız istenir. Peygamberimizin, ashabına verdiği derslerden biri de “soy-ensab bilgisi” idi.  Tarih, bizden önceki insanların, yani atalarımızın incelenmesidir:  

  1. Nerede yaşadılar?
  2. Nasıl yaşadılar?
  3. Neler yaptılar?
  4. Nelerle karşılaştılar?
  5. Düşünceleri ve inançları nasıldı?
  6. Hangi büyük adamları yetiştirdiler?
  7. Dostları, düşmanları kimdi?
  8. Onlardan bize ne kaldı?
  9. Onları bilmek bize ne kazandıracak?

 İnsan, hayatını tecrübeleri sayesinde devam ettirdiği gibi, millet de hayatını tecrübeleri yani tarihi ile devam ettirebilir.   Tarih, bize vazifemizi de hatırlatır: Bizden öncekiler kendi zamanlarında, gerekeni, ellerinden geldiği kadar, imkânları ve şartları içerisinde yaptılar. Kendinden öncekilerin bıraktıklarını koruyup, geliştirerek, bize güzel bir vatan ve emsalsiz bir kültür bıraktılar. Şimdi sıra bizde... Biz de, bize bırakılanları koruyup, geliştirerek, bizden sonrakilere devretmekle vazifeliyiz.  

2. KAYBOLMAYA KARŞI AİLELERİN DİRENMESİ Pek çok aile, bize yabancı Avrupa kültürünün baskısına dayanamayıp, teslim bayrağını çekti; kaleyi kaptırdı. Sonra da o orduya katılarak, düşmemiş kalelere hücum eder oldu. 

Sağından ve solundan vurulan baltalarla iyice yaralanan gövde, yine de, tekrar fışkırtacağı dallarla meyve verecek güçtedir. Gayret ister.  

 “Şunlar bizim âdetimiz, yapılmalı!..” demek, bir mana ifade etmez; o, bir yerde uygulanıyor ve çocuk da bunu görüyor olmalıdır. 

 Moğolların Türkleşmesi, Avrupa Türklüğü için iyi bir misaldir. 

Bazı insanlar hamurun ekşidiğini yerinde görür, bazıları onu, leğenden taşınca fark eder. Bakar körler zaten göremez…  

Yine bazı insanlar hâl ve hareketlerden, vücuda mikrobun girdiğini bilir; bazıları, adam yatağa düşünce anlar. O zaman da iş işten geçmiştir.  

Vücut, yıpranmışsa ona saldırmak için fırsat kollayan mikroplara gün doğar.    Televizyoncular, komedi olsun diye her değerimizle alay ediyor; yapılan o maskaralıklar, şaklabanlıklar, soytarılılıklar bindiğimiz geminin dibini deliyor. “Dizi” adı altındaki pespaye şeylerde ise, hiçbir mukaddese yer verilmiyor. “Hayatta onlar gerek yok!” demek istiyorlar: 

-      Evli olmadıkları halde, birlikte yaşayanlar

-      Evli olmadıkları halde çocuk sahibi olanlalar ve bundan utanç duyacakları yerde, “masum, mazlum, fedakâr anne” rolüne bürünenler     

-      “Aşklarını (!) daha doğrusu kepazeliklerini, babası, dedesi yerindeki adamlarla yüzü kızarmadan konuşabilen, dertleşebilen arsız, hayâsız mahlûklar

-      Müslüman bir kadının Müslüman olmayanla evlenmesi haram olduğu halde, bu dinî emri hiçe sayan, hatta kasten çiğneyen televizyon dizileri, filimler Mukaddes aile ocağımızı söndürüyor; sevgi, saygı, edep, hayâ duygumuzu köreltiyorlar. 

 DERSLERİN GAYESİ Orta Asya'dan Anadolu'ya geldiğimizde, devlet güçlerinin yanı sıra, millî benliğimizi korumak için herkes kolları sıvamıştı; yiğitler, dervişler, gaziler, bacılar üzerine düşeni yapıyordu. Bu çalışmalar sayesinde, Müslüman Türk olarak geldiğimiz yeni yurtta Müslüman Türk olarak kaldık. Avrupa memleketlerine Müslüman Türk olarak geldik, fire veriyoruz. Müslüman Türk olarak kalmak istiyorsak, kız olsun erkek olsun, çocuklarımızın, Türklüğü ile gurur duyan, Müslüman olduğu için şükreden, aileyi en mukaddes yapı bilen ve hayatını bu değerler üzerine kuran insanlar olarak yetişmeleri lazımdır. Benim derslerimin gayesi budur. Nasıl bir genç yetiştirmek istiyorum?  

1. Silinmez tek lekenin şeref/namus lekesi olduğunu bilir; onları asla kirletmez.

2. Elinden geldiği kadar ibadetlerini yapar.

3. Türkçe, ihmal edemeyeceği kültür varlığıdır; dilini en iyi şekilde öğrenir ve kullanır. Türklerle Türkçe, Almanlarla Almanca konuşmaya gayret eder.

4. Örf ve âdetlerin, önemini kavramıştır; onlara uyar.

5. Giyimine, kuşamına dikkat eder, her zaman tertipli ve düzenlidir.

6. Aşırı süs ve eğlenceden kaçınır.

7. Burada, Türk Milleti’nin temsilcisi olduğunu asla unutmaz.

8. En büyük kaygısı milletidir; her an onun geleceğini düşünür.

9. Milletinin şerefini her şeyin üstünde tutar; onu küçük düşürücü davranışta bulunmaz.

10. Hayatta en kıymetli varlığın ailesi olduğunu kabul eder; onları üzmez; onların ve akraba çevresinin gurur duyacağı bir genç olmaya çalışır.

11. “Söz namustur” düsturuna sahiptir; verdiği sözü tutar.

12. “Yalanın münafıklık alâmeti olduğunu bilir” asla yalan söylemez.

13. İçki, sigara, kumar gibi kötü alışkanlılara sapmaz.

14. “Müslüman, çevresinin kendisinden emin olduğu kimsedir” peygamber buyruğu doğrultusunda, güvenilir bir insan olur.

15. Birlikte yaşadığı insanların huzurunu bozucu davranışlardan kaçınır. 

16. “Allah’ın, işini temiz yapan kulunu sevdiğini” bilir; işini en iyi şekilde yapar.

17. “İki günü denk olan ziyandadır” hadisini aklından çıkartmaz; mesleğinde yükselmenin yollarını arar.

18. Kültürümüzün temel kitaplarını okuyarak kendisini geliştirir.

19. Derse katılanlar birbirlerini öz kardeş bilir. 

20. Temel ölçü şudur: M Ü S L Ü M A N  T Ü R K ’ Ü M,  HEP ÖYLE KALACAĞIM.  

Muhterem annenler, babalar! İşte ders verdiğim çocukların kazanmasını istediğim ölçüler bunlardır.  Bunu, sizlerle el ele verirsek başarırız.

Hamza Eravşar

Türkce ve Tarih Dersleri pazar günleri saat 13.00 ile 18.00 arasında ATİB Kornwestheim dernek dersanesinde

Son Güncelleme: Pazar, 05 Nisan 2009 02:27  

Ziyaretciler

Şu anda 14 konuk çevrimiçi